top of page

Biraz Depresif

  • boransenaa
  • 10 Eyl 2023
  • 2 dakikada okunur
"Aşkın bin bir çeşidi vardır ve hepsi acıtır."

Kumral Ada Mavi Tuna romanından sadece bir alıntı ve gerçekten aşkla alakalı olan bütün durumları açıklayan en iyi sözlerden. Bugün bu konu hakkında ufacık düşündüklerimi yazmak istedim. Çevremde şu lanet aşktan çekmediği çile kalmayan o kadar arkadaşım var ki. Lanet diyorum ama bir o kadar da başımıza gelen en güzel şey değil mi? Bu ne biçim paradoks delireceğim.

Birine aşık olunca insanın yüzü bile aydınlanıyor. "Sana aşk yaradı." diye boşuna demiyoruz aşkından sarhoş olmuş insanları görünce. Çünkü en başta mutlu oluyoruz, o mutlulukla çevremize ışık saçıyoruz. Çocuklaşıyoruz. Tabii, bu durum aşkımıza karşılık bulduğumuzda böyle oluyor. Hayatta aşkına karşılık bulan insanların gözünde o ışıltıyı görmek beni çok mutlu ediyor. Daha dün bir arkadaşımın gözünde gördüm o ışıltıyı, ne kadar güzeldi. Aşırı duygulandım, onu mutlu görmek beni de mutlu etti. Bir de karşılıksız aşklar var, imkânsızlar, olur gibi olanlar, olur gibi olup hiç olamayanlar, yedi cihan bir araya gelse mümkün olamayacaklar, unutmak zorunda kalanlar ve daha nicesi.


İşte o zaman işler sarpa sarıyor. İnsan ne yapacağını şaşırıyor. Doğrular yanlış, yanlışlar da bir o kadar doğru oluyor. İnsan hiç yapmadığı, yapmayacağına adı gibi emin olduğu o kadar şeyi yapıyor ki. Bunları da asla sorgulamıyor. Belki bunları yaparken başkalarını da üzüyor. Vicdanı susmuyor. Ama işte aşk. Her şeyin sebebi, her şeyi yaptıran o. Duygularını susturmaya çalışıyorsun. Asla olmaz diyorsun, yapmamalıyım diyorsun yapıyorsun. Beynini susturamıyorsun, kalbine söz geçiremiyorsun. Kaçıyorsun, daha çok kaçıyorsun. Kilometrelerce yürüyorsun. Sonunda acıdan kıvranıyorsun. Ama bir yüzünü görsen tüm dünyan aydınlanıyor. Gözlerinin içine baktığında kalbin ağzında atıyor. Onu mutlu görmek için elinden gelmeyenleri bile oldurmaya çalışıyorsun. Dokunmak, hissetmek istiyorsun. Hep yanında kalsın, hayatının merkezinde olsun istiyorsun. Arzular şelale oluyor. Ama şu gözlerinden de sicim gibi yaşlar eksik olmuyor. Gecelerin birbirine giriyor, uyuyamıyorsun. Günlerce tavanı izliyorsun. Düşünüyorsun, düşünüyorsun... Çıkar yol bulamıyorsun. Çünkü hep onu düşünüyorsun. Karnına kramplar giriyor, miden bulanıyor. Sende bunlar olurken belki karşı tarafta hiçbir şey olmuyor bile. Hayatına devam ediyor. Öylece. Sen de sadece seyretmekle yetiniyorsun. Dayanamıyorsun, Emir Can İğrek'in de dediği gibi.


Öyle işte... Biraz depresif bir yazı oldu ama zaten yaşarken ruh hâlimiz de tam da bu oluyor maalesef. Gözlerinizin ferinin gitmemesi, içinin ışıldaması dileğiyle...


Dipnot: Yazının şarkısı da bu olsun.


S.




 
 
 

Yorumlar


Yazı: Blog2_Post

©2020, Sena Boran tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page